Kredi Kartlarında Kefalet

Kredi kartlarına alınan kefalet yasa tarafından adi kefalet olarak görülmektedir. Daha açık bir anlatımla, kredi kartlarına müteselsil kefalet veya garanti vermek hukuken geçersizdir. Bu deyimlerle kredi sözleşmelerine verilecek şahsi güvencelerin adi kefalet hükmünde kabulü gerekecektir. Kredi Kartları Kanunu’nun 24. maddesi son fıkrası hükmünde, kredi kart kullanımlarındaki kefaletin, Borçlar Kanunu’nda belirtilen adi kefalet hükümlerine tabi olduğu, asıl borçluya başvurulup, borcun tahsili için tüm yollar denenmeden kefilden borcun ifasının istenemeyeceği öngörülmüştür. Nitekim, Borçlar Kanunu’nun 486. Maddesinde düzenlenen adi kefalette, borç için kefile başvurulabilmesi, ancak borçlunun iflas etmesi yani iflas kararı verilmesi veya borçlu hakkında icra takibi yapılmış ve alacaklının kusuru olmaksızın borçlu hakkında tüm yollar denenmiş ve semeresiz kalmış olması yahut borçlu aleyhinde Türkiye’de takibat icrasının imkansız hale gelmesi gerekir. Ancak borçlunun bu şekilde kesin aciz halinin belirlenmesi sonucu, acze konu borç için kefile, kefalet limiti kapsamında başvurabilir. Adi kefil bu başvuru-ihtar üzerine temerrüde düşmüş olur ve hakkında kanuni takibata geçilebilir.

Kredi kartları ile ilgili olarak, 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 10/A maddesinde de düzenleme mevcuttur. 6.3.2003 tarihli 4822 Sayılı Kanunla eklenen “Kredi Kartları’’başlıklı bu madde, kredi kartları ile yapılan harcamaların ve kullanılan kredilerin de, aynı Kanunun “Tüketici Kredileri” başlıklı 10. maddesi hükümlerine tabi olduğunu öngörmektedir. Bu hüküm daha sonra düzenlenen ve 1.3.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5464 Sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nda aksine bir kabul bulunmadığından geçerliğini korumaktadır. 4077 Sayılı Kanunun “Tüketici Kredileri” başlıkla 10. Maddesi 4. Fıkrasına göre, kullandırılacak tüketici kredisinin teminatı olarak alınacak şahsi teminatın, asıl borçluya başvurulmadan kefilden ifasının istenemeyeceği kabul edilmiştir. Bu tanımla, adi kefalet hükümleri öngörülmektedir.

Gerek Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunda yer alan ve bu Kanunun tanımladığı tüketici işleminde kullanıldığı var sayılan kredi kartlarından, gerekse 5464 Sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nda hükümleri düzenlenen, kredi kartlarından doğacak kredi borçlarının teminatı olarak verilecek şahsi kefaletlerin, müteselsil kefalet niteliğinde olamayacağı, adi kefalet hükümlerine tabi olduğu açıkça kabul edilmiştir.

Oysa, borcun edimini garanti eden teminat mektuplarına ilişkin, Yasada bir hükme rastlanmamaktadır. Diğer bir ifade ile, şahsi kefaletin hukuki niteliğini belirleyerek, alacaklarının takip hakkını sınırlayan Yasa, borcun teminat mektubu ile garanti edilmesine değinmemiştir. Şahsi teminata ilişkin yas hükmünün, garanti sözleşmelerine de yansıtılmasının ise, bu güvencenin hukuki yapısına düşmeyeceği tabiidir. Nitekim, kefalet dayanağını Borçlar Kanunu’nun 110. Maddesinden alan ve borcun garantörü ile alacaklı arasında akdedilmiş, asıl borç sözleşmesinden bağımsız bir borç yüklemidir. Bu hukuki işlem, borcun nakli olmayıp, borçlunun ediniminin güvencesini oluşturur. Diğer taraftan, kredi kartının dönemsel borçları için koşullandırılacak bir garanti sözleşmesi yapılmasına yasal bir engelin de bulunmadığı kanısındayım. Bu suretle, kredi alacaklısı, garanti sözleşmesi koşulları doğrultusunda, kredi borçlusundan önce, garanti sözleşmesini oluşturan teminat mektubuna dayanarak garantör borçluya başvurup alacağının tahsilini sağlayabilir.

Geri Bildirim gönder...

Yorum Yaz