InCity Ocak 2016

Aylık yaşam dergisi  InCity Ocak 2016 sayısında Av.Ceren Zorlu Çabukoğlu ile yapılan bir röportaj yayınlandı.

Av.Ceren Zorlu Çabukoğlu, röportajda “Kadına Karşı Aile İçi Şiddet” konusunda görüşlerini anlattı.

Aylık yaşam dergisi  InCity Ocak 2016 sayısında yayınlanan Av.Ceren Zorlu Çabukoğlu ile yapılan röportaj:

KADINA KARŞI AİLE İÇİ ŞİDDET

Kadına yönelik şiddetin kökenleri binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Yapılan araştırmalarda; ilk çağlarda kadınların erkekler ile birlikte ava gittiğini, sonraları ise mağaralarda oturup çocuklara bakıp, ateşi yakma görevini üstlendiği görülür. Bunun sebebi, kadının doğum esnasında çocuk başının geçmesini kolaylaştırmak için kalçasında genişleme meydana gelmesi, bunun da kadının hızlı koşmasını engellemesidir. Hızlı koşamaması ve geride kalması, onu, vahşi hayvanlar için savunmasız bırakır. Erkeklerin hayatta kalma becerisi fiziksel üstünlüklerinden ötürü gelişir. Mağarada kalıp çocuk doğuran kadının korunma ve hayatta kalma ihtiyacı vardır. Kadının korunma ihtiyacı erkeği ona bağlı kılma gerekliliği doğurmuştur. Eş seçimi, seksüel seçim kriterleri ortaya çıkmıştır. Kadın, topluluğun en güçlü ve hayatta kalanını eş seçmeyi becerebildiği ölçüde güçlü bir kadındır. Kadın, ekonomik ihtiyaçlarından ötürü sürünün en zeki, güçlü ve hayatta kalma becerisi yüksek olanını seçme konusunda içgüdüsel olarak yönlenmiştir. Kadın seçtiği erkek için diğer kadınlarla rekabet etmenin ve onu kendisine bağlı kılmanın yollarını öğrenmeye başlar. Koruma gereksinimi sonucu erkeklik; zihinsel güç, zeka ve fiziksel güç ile edinilmiş davranışlar olarak gelişmeye başlar. Erkekler, en iyi kadın tarafından seçilmek için; üstün erkeklik davranışları ve ortalamanın üstünde biri olma gerekliliği ile yüzleşmişlerdir. Bu da erkler arasında iktidar ve güç dürtülerinin oluşmasına neden olmuş; erkek ailede güçlü ve iktidar sahibi kişi olma rolünü üstlenmiştir. Bu dürtüleri zarar gören ya da kadını kendisine itaat etmeyen ve başkaldıran erkek, şiddete başvurmaya başlamıştır.

Arkeologlar tarafından bulunan erkek mumyaların kemiklerinde %9-%20 oranında kırığa rastlanmakta iken; kadın mumyalarda bu oran %30-%50 oranındadır. Kadın kırıklarının kafada olması, bunun savaştan çok bireysel şiddete bağlı olduğunu göstermektedir. Günümüzde ise değişen bir şey yoktur; tıpkı ilkel insanlarda olduğu gibi, kadına karşı şiddet, farklı görünümlerde yine vardır.

Bilinenin aksine şiddet; sadece fiziksel olarak değil, ekonomik, cinsel, psikolojik veya sözel olarak da karşımıza çıkmaktadır. T.C. Bakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı’nın araştırmasında, Türkiye genelinde, 4287 hanede yapılan çalışmada, ailelerin %34’ünde fiziksel şiddet yaşandığını, evli kadınların %75’inin eşlerinden dayak yediğini, %53’ten fazla hanede sözlü şiddet yaşandığını, şimdiki ebeveynlerin, eskiden fiziksel şiddete maruz kalma oranının ise %70’i geçtiği belirtilmektedir. Şiddete maruz kalan kadınların %45’i ise bu durumu durdurma veya değiştirme adına hiçbir girişimde bulunmamaktadır. Oysa ki; hukuk düzenimizde aile içi şiddete karşı koyabilmek için başvurulabilecek bir çok yasal yol bulunmaktadır.

 

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna göre; psikolojik, fiziksel, cinsel ya da sözel şiddete uğrayan kadın; karakola, Aile Mahkemesine ya da mülki amirliklere (valilik-kaymakamlık) başvuruda bulunarak uğradığı şiddet sebebi ile kendisine, çocuklarına ve yakınlarına koruma talep edebilir. Koruma talebi üzerine; uğranılan şiddetin niteliğine göre, Aile Mahkemesi hakimi, şiddet uygulayanın sözsel şiddette bulunmaması, ortak konuta, kadının işyerine ve çocukların okullarına ve kendilerine yaklaşmaması, korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi, ruhsatlı olsa bile silah taşımaması, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddenin etkisinde iken korunan kişilere yanaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması, korunan kişinin bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması” gibi koruma tedbirlerinden bir veya birkaçının uygulanmasına karar verebileceği gibi mülki amirliklerin, korunan kişinin çocuklarına kreş imkânı sağlama ve kadına ve çocuklarına uygun barınma yeri sağlama imkanları da vardır. Bu koruma tedbirleri dışında; fiziksel ve cinsel şiddet uygulamak Türk Ceza Kanunu kapsamında suç olduğundan, Savcılığa ya da karakola yapılacak bir suç duyurusu, şiddet uygulayan hakkında soruşturma başlatılması için yeterli olacaktır.

Türkiye’nin her yerinde kadınlar öldürülmektedir. Bu cinayetlerin, dinsel, ekonomik ya da eğitimsel bir ayrımı yoktur. Kadın cinayetlerine bir yerde töre, bir yerde kıskançlık adı verilmektedir. Fakat Türkiye’nin her yerinde, her sosyal sınıfta kadın, sırf kadın olduğu için öldürülmekte veya şiddet görmektedir. Toplumda, kadınlara dair birinin “türbanlı kadınları”, birinin “askılı bluzlu kadınları” ama hep “birilerinin kadınları” bakış açısı oluşmuştur. Bu bakış açısını kırmak, şiddeti kabullenmeyip ses çıkarmak, saygı duyulmak için ilk önce bir birey olarak kendimize saygı duymak, kadın olarak ilk bizim görevimiz. Susmak bir çözüm yolu değil. Şiddete karşı ses çıkarmamak, ancak şiddeti güçlendirir. Kendisine saygılı, güçlü bir birey olarak yetişmiş kız çocukları için şiddetin her türlüsüne dur diyelim.

Geri Bildirim gönder...

Yorum Yaz