Basın Özgürlüğü Dediğimiz

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara Temsilcisi Erdem Gül, 26.11.2015 tarihinde sevk edildikleri İstanbul Nöbetçi 7. Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı.

Peki ya basın özgürlüğü?

Dündar ve Gül’ü tutuklama istemiyle mahkemeye sevk eden savcılık, Dündar ve Gül’ün “Silahlı Terör Örgütü Üyeliği, Siyasal ve Askeri Casusluk, Gizli Kalması Gereken Bilgileri Açığa Çıkarmak” suçlarını işlediğini iddia ediyor. Peki ya basın özgürlüğü? Basın özgürlüğü ve halkın bilgilendirilme hakkı nerede kaldı?

Basın özgürlüğünün temelini oluşturan ifade özgürlüğü konusunda Türkiye’deki Anayasa maddeleri, kendileri arasında çatışmaktadır. Anayasa’nın bir maddesi insanlara fikir özgürlüğü sunarken, diğer maddesi buna sınırlama getirmektedir.

Anayasanın 25. maddesi

“Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz, düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ifadesi yer alırken;

Anayasanın 26. maddesinde 2001 yılında Anayasanın değişikliğine gidilerek,

İçinden çıkılamaz ikilem

“Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılması; milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğini uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” şeklinde değiştirilmiştir.

Her iki madde incelendiğinde görülecektir ki ifade özgürlüğü, Türkiye Cumhuriyeti’nde içinden çıkılamayan bir ikilem haline gelmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bütün vatandaşlar için hayati bir ihtiyaç olan ifade özgürlüğü, gazetecilik mesleğinde kullanılmaya başlayınca basın özgürlüğüne dönüşür. Basın özgürlüğünün iki yönü vardır. İlk yönü, gazetecilerin kamuyu ilgilendiren olayları takip edip, haber haline getirme hakkıdır. Gazeteciler haklarını kullanırken baskı altına alınmamalı, kınanmamalı , haber kaynaklarını açıklamaya zorlanmamalı ve taciz edilmemelidir. Gazetecilerin mesleklerini layıkıyla icra edebilmeleri aynı zamanda toplumun ne olup bittiğinden de haberdar olması demektir. Basın özgürlüğünün ikinci yönüyse; medya organlarının ülkedeki olaylar hakkında yorum yapmalarının serbest olmasıdır. Gazete yazarları, perspektiflerine ve deneyimlerine bağlı olarak kamusal olay ve olguları, özellikle de devletin icraatlarını diledikleri gibi yorumlayabilmelidirler.

Medyanın görevini layıkıyla yapması, iktidarın denetlenmesi demektir. Politikacı ve bürokratlar ile onlarla iş yapanlar, sahip oldukları gücü ve kontrol ettikleri kamusal kaynakları kişisel çıkarları için kullandıklarında bunun gizli kalmasını isterler. Medya ise kirli çamaşırları halka duyurduğunda, tüm foyalar ortaya çıkacağı için; medyanın işini layıkıyla yapması iktidarın işine gelmez. Bundan dolayı iktidar odakları dürüst medyayı sevmezler. Medyayı kendi müteffikleri haline getirmeye veya korkutarak susturmaya çalışırlar. Bir ideolojinin topluma empoze edilmesi, bir fikrin susturulması, bir azınlığın bastırılması için medyayı devreye sokarlar. Ameyane tabirle halkı medya aracılığı ile uyuturlar, kendileri işlerine bakarlar. Daha da açık bir ifade ile biz ‘O Ses Türkiye’ izlerken, onlar sessizce malı götürürler.

Başbakanın tweeti

Başbakan Davutoğlu’nun 19 Kasım 2013 tarihli ‘Türkiye ifade ve basın özgürlüğü konularında hiçbir Avrupa ülkesinden geri değildir.’ tweetinin aksine; Türkiye’nin tarihi basın özgürlüğü ihlalleri ile doludur. Kim bilir belki de birisinin çıkıp devletin başındakilere, basın özgürlüğünün, halkı farklı yönlere kışkırtmak demek olmadığını, medya gücünü elde barındırarak halkı milli ve sivil iktidara karşı kışkırtmak olmadığını, basın özgürlüğünü savunuyoruz diyerek milli menfaatleri ayaklar altına almak demek olmadığını, 3-5 kuruşluk menfaatleri için milleti ayaklanmaya davet etmek demek olmadığını anlatması lazımdır. Çünkü devletin başındakiler ile ayni basın özgürlüğünden bahsetmediğimiz aşikar.

basın özgürlüğü

Geri Bildirim gönder...

Yorum Yaz